20. yüzyılda faşizm ve komünizm gibi iki kanlı
ideolojiye sözde bilimsel bir destek sağlayan Darwinizm’in gerçek yüzü
tahmin edilenden çok daha karanlıktır.
Bilindiği gibi, geride bıraktığımız yüzyıl, bu iki
ideolojinin tüm şiddetiyle hayata geçirildiği, komünist devrimlerin ve
faşist darbelerin yaşandığı, bu nedenle çatışmaların, kavgaların, iç
savaşların olduğu, dünyanın iki ayrı kutba ayrıldığı, dünya tarihinin
belki de en kanlı yüzyılı olmuştur. Bu kanlı tarihe imzalarını atanlar
ise Lenin, Stalin, Mao, Pol Pot, Hitler, Mussolini, Franco gibi zalim
diktatörlerdir. Yalnızca komünist rejimlerin kendi halklarına karşı
uyguladıkları zulüm neticesinde 120 milyonu aşkın insan yaşamını
yitirmiştir. Yaşanan iki büyük dünya savaşının faturası da yaklaşık 65
milyon ölüdür. Özellikle Hitler’in işgalleri ile başlayan 2. Dünya
Savaşı dünya insanları için tam anlamıyla bir yıkım olmuştur. (Detaylı
Bilgi İçin Bkz. Darwinizm’in İnsanlığa Getirdiği Belalar, Harun Yahya,
Global Yayıncılık; Darwinizm’in Kanlı İdeolojisi: Faşizm, Harun Yahya,
Global Yayıncılık)
20. yüzyıldaki bu büyük siyasi, ekonomik ve ahlaki
yıkımın fikri temelinde ise Darwinizm’i bulmak mümkündür. Yüzyıla
damgasını vuran iki kanlı ideoloji de Darwinizm’den beslenen, ondan güç
bulan sistemlerdir. Bu ideolojierin kendi kaynaklarına bakıldığında, söz
konusu Darwinist etki açıkça görülür.
|
Komünizmin fikir babaları Marx ve Engels, Darwinizm’i
benimsediklerini bizzat kendi yazılarında ifade etmektedirler. Marx,
Darwin’e olan sempatisini en büyük eseri Das Kapital’i Darwin’e ithaf
ederek de göstermişti. Kitabın Almanca baskısına el yazısıyla şöyle
yazmıştı: “Charles Darwin’e, gerçek bir hayranı olan Karl Marx’tan”.
Darwinizm, komünizm için o kadar büyük bir önem
taşıyordu ki, Engels, Darwin’in kitabı yayınlanır yayınlanmaz Marx’a
şöyle yazmıştı: “Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin, tek kelimeyle
muhteşem.” Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology and the Social Scene, Philadelphia; the University of Pennsylvania Press, 1959, s. 527
|
Rus komünizminin öncüsü Georgi Valentinovich Plekhanov ise “Marksizm, Darwinizm’in sosyal bilimlere uygulanmasıdır.” demiştir. Robert
M. Young, DARWINIAN EVOLUTION AND HUMAN HISTORY, Radio talk given in an
Open University course on Darwin to Einstein: Historical Studies on
Science and Belief, 1980
Hitler’in en önemli fikri dayanağı, ırkçı Alman tarihçi
Heinrich von Treitschke de, “Uluslar ancak Darwin’in yaşam kavgasına
benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler…” yanılgısını
ifade ederken nasyonal sosyalizmin kökenindeki şiddet unsurunun
temelinin nereden geldiğine işaret etmiştir. Nitekim Nazi Almanyası’nın
mimarı Hitler’in kendisi de Darwinisttir. Darwin’in ön plana çıkardığı
“yaşam mücadelesi” aldatmacasından esinlenerek, kitabının ismini Kavgam
koymuştur.
Hitler 1933′deki Nürnberg toplantısında “yüksek ırkın
aşağı ırkları idare ettiğini, bunun tabiatta görülen bir hak olduğunu ve
sözde tek mantıklı gerçek olduğu” iddiasını ileri sürer. Bu çarpık mantık onun Darwin’den ne derece etkilendiğinin göstergesidir.
|
İtalyan faşizminin “Duce”si (önderi) Mussolini de
Darwinizm’i bir dünya görüşü olarak benimsemiş, Müslüman Habeşistan’ı
işgal edişini Darwinist mantıklarla meşrulaştırmaya çalışmıştır. Dönemin
bir diğer faşist diktatörü olan Franco da hem fikirlerinde hem de
uygulamalarında Darwinist ideolojiyi yansıtmıştır. (Bkz. Harun Yahya,
Darwinizm’in Kanlı İdeolojisi: Faşizm)
|
Darwin kendi çarpık mantık örgüsüne göre yaşamın sözde
bir mücadele olduğunu, bu mücadelede ancak güçlü olanların
kazanabileceklerini, zayıf olanların ise kaybetmeye mahkum olduklarını
söyleyerek kaba kuvvetin, şiddetin, kavgaların, savaşların, katliamların
yolunu açmıştır. Gerek kendi toplumlarına gerekse işgal ettikleri diğer
ülkelerin halklarına zulmeden diktatörler, Darwinizm’den ilham almışlar
ve Darwinist öğretileri kendilerine kılıf edinmişlerdir. Onların sapkın
inanışlarına göre tabiatın kanunu gereğince zayıflar ezilmeye, yok
olmaya mahkumdur; sözde hayvandan evrimleştiğine inandıkları insanlara
değer vermenin ise gereği yoktur.
İşte bu nedenle Darwinizm insanlık için çok büyük bir
tehlikedir. Belki Darwinizm’e sıradan bir teori gözüyle bakanlar bu
teoriden bir zarar ummayabilirler. Fakat yakın geçmişte yüz milyonlarca
insan bu ideolojinin zulmüne uğramıştır.
DARWINİST DÜŞÜNCEYİ SAVUNMAK, KOMÜNİZMİN YAYILMASINI KOLAYLAŞTIRIR
Komünizm, gerek dayandığı materyalist felsefe, gerekse ileri sürdüğü
tarih analizi nedeniyle din ahlakına düşman bir ideolojidir. Nitekim
Allah’ın varlığının inkar edilmesi bu felsefenin başlangıç noktasıdır.
Tarih analizi nedeniyle de düşmandır. Komünizm dini kendi sapkın
görüşlerine göre “yönetici sınıfların aracı” olarak tarif eder ve
hedeflediği komünist toplum için dinin yok edilmesini şart koşar.
Bu nedenle de tüm komünist rejimler dine düşman
olmuştur. Dini değerlere saldırmış, ibadethaneleri ortadan kaldırmışlar
ve halka ibadet yasağı getirmişlerdir. Sovyet Rusya, Kızıl Çin,
Kamboçya, Bulgaristan, Arnavutluk gibi ülkelerdeki komünist rejimler,
kitle katliamları yapabilecek kadar din düşmanı bir politika
izlemişlerdir.
|
Marx, ünlü kitabı “Das Kapital”i Darwin’e ithaf etmek istemişti. |
Marksist ideolojinin söz konusu din düşmanlığında
Darwinizm’in çok büyük bir etkisi vardır. Darwin, Marksizm’in ateizmine
sözde bilimsel bir temel kazandırmıştır. Bu nedenledir ki, Marx ve
Engels Darwin’e büyük minnettarlık duymuşlardır. Engels’in Darwin’e
yönelik övgüleri dikkat çekicidir:
Darwin, bütün organik varlıkların, bitkilerin,
hayvanların ve insanın kendisinin, milyonlarca yıldır olagelen bir evrim
sürecinin ürünleri olduğunu kanıtlayarak metafizik doğa görüşüne en
ağır darbeyi indirdi. Marx-Engels, Seçme Yapıtlar 3, Sol Yayınları, s. 156
Engels, Darwin’in teorisiyle evrim sürecini açıkladığını
öne sürerken büyük bir yanılgı içindeydi. Çünkü Darwin’in teorisi
hiçbir bilimsel delile dayanmıyor, birtakım önyargılar ve önkabullere
dayalı kişisel düşünceleri dile getiriyordu. Nitekim gelişen bilim,
Darwin’in öne sürdüğü bu görüşlerin hiçbirinin gerçeklik payı olmadığını
tek tek ortaya koydu. Geçen zaman içerisinde, elde edilen her bilgi ve
bulgu, materyalistlerin umduğu gibi evrim teorisini değil, yaratılış
gerçeğini bir kez daha ispatladı.
Marx ve Engels’in ortaya koyduğu diyalektik materyalist
felsefenin özünde çatışma vardı, buna göre evren zıtlar arasındaki daimi
çatışma kuralıyla işliyordu. Bu tıpkı Darwin’in tabiatta var olduğunu
iddia ettiği yaşam kavgası gibiydi. Darwinizm, tüm insanlık tarihini bir
çatışma alanı olarak gören ve yeni çatışmalar için zemin hazırlayan
komünist ideolojinin en büyük dayanağı oldu.
Evrimci P. J. Darlington vahşetin evrim teorisine inanmanın doğal bir sonucu olduğunu şöyle belirtir:
“Birinci nokta bencillik ve vahşet içimizdeki doğal bir şeydir, en uzak atamızdan bize miras kalmıştır… O zaman vahşilik insanlar için normaldir; evrimin bir ürünüdür.” Evrimcilerin bu iddiası, tıpkı diğer iddiaları gibi, doğru değildir. İnsan aklı, vicdanı ve muhakemesiyle neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırabilir. Bencillik, nankörlük, öfke, kin, husumet gibi kötü duyguları bildiği gibi, bu kötülüklerden nasıl sakınabileceğini de bilir.
“Birinci nokta bencillik ve vahşet içimizdeki doğal bir şeydir, en uzak atamızdan bize miras kalmıştır… O zaman vahşilik insanlar için normaldir; evrimin bir ürünüdür.” Evrimcilerin bu iddiası, tıpkı diğer iddiaları gibi, doğru değildir. İnsan aklı, vicdanı ve muhakemesiyle neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırabilir. Bencillik, nankörlük, öfke, kin, husumet gibi kötü duyguları bildiği gibi, bu kötülüklerden nasıl sakınabileceğini de bilir.
|
Komünizmin fikir babalarından Friedrich Engels |
Marksistler, ideolojilerini topluma kabul
ettirebilmelerinin yolunun Darwinizm’i benimsetebilmekten geçtiğini
düşünürler. Özellikle de Darwin’in aldatmacalarından “Şiddet ve çatışma
değişmez bir doğa yasasıdır” prensibine çok önem verirler. İşte bu
sebepten dolayı dünyada komünizmi ideoloji olarak benimseyen bütün terör
örgütleri, eğitim kamplarında militanlarına aylarca komünizm,
diyalektik materyalizm ve Darwinizm eğitimi vermektedir. Darwin’in
teorisi komünizmin etkisindeki bu insanlara aslında bir hayvan oldukları
ve hayvanlar nasıl yaşam için mücadele ediyorlarsa kendilerinin de öyle
davranması gerektiği yalanını telkin eder. Bundan dolayı pek çok genç
insan, kolayca cinayet işleyebilen, çocuklara ve hatta bebeklere
acımasızca kurşun sıkmaktan çekinmeyen caniler haline gelmektedir.
Komünist ideoloji bu şekilde 20. yüzyıl boyunca pek çok
ülkede gerilla mücadelelerine, kanlı terör eylemlerine ve iç savaşlara
neden olmuştur. İşte Darwinizm’e karşı fikri mücadele bu bakımdan da
önemlidir; eğer Darwinizm’in geçersizliği ortaya çıkar ve Darwinizm
çökerse onu temel alan Marksist felsefeler de kendilerine hayat sahası
bulamayacaklardır. Darwinizm’in din karşıtı komünist ideoloji üzerinde
böylesine önemli bir etkisi varken, ona verilecek her türlü desteğin
komünizme verilmiş bir destek anlamına geleceği açıktır. Özellikle de
bazı Müslümanların yaptığı gibi Darwinizm’i makul göstermeye çalışmak,
onun sözde dinle bağdaştığını, aslında Allah’ın canlıları evrimle
yarattığını -hiçbir doğruluğu olmadığı halde- iddia etmek, komünizmi de
meşru hale getirmek demektir. Aynı şekilde komünistler de din ve
Darwinizm’in birbirleriyle bağdaşmadığını çok iyi bilirler. Fakat
Darwinizm’i ve komünizmi daha geniş çevrelere yayabilmek amacıyla bu
duruma ses çıkartmazlar. Önemli olan ilk adım olarak Darwinizm’e bir
kapı açabilmektir. Sonraki aşamada komünizmin yayılması daha kolay
olacaktır. Pek çok Darwinist’in evrimsel yaratılışa inanan inançlı
kesimlere seyirci kalmasının altında yatan ana sebep budur.
Oysa komünistlerin evrim inançları, ideolojilerine olan
körü körüne bağlılıklarından kaynaklanmaktadır. Örneğin evrimci kimya
profesörü ve DNA uzmanı Robert Shapiro, evrim teorisinin temel iddiası
olan, “cansız maddelerin kendi kendilerini organize ederek DNA veya
RNA’yı oluşturdukları” iddiasının hiçbir bilimsel veriye dayanmadığını
açıklar ve şöyle der:
Bizi basit kimyasalların var olduğu bir karışımdan, ilk
etkin replikatöre (DNA veya RNA’ya) taşıyacak bir evrimsel ilkeye
ihtiyaç vardır. Bu ilke “kimyasal evrim” ya da “maddenin kendini
örgütlemesi” olarak adlandırılır, ama hiçbir zaman detaylı bir biçimde
tarif edilmemiş ya da varlığı gösterilememiştir. Böyle bir prensibin
varlığına, diyalektik materyalizme olan bağlılık uğruna inanılır. Robert Shapiro, Origins: A Sceptics Guide to the Creation of Life on Earth, Summit Books, New York, 1986. s. 207
Shapiro’nun açıkça ifade ettiği gibi, evrim teorisinin
ısrarla savunulmasının ardında, materyalist felsefeye olan dogmatik bir
bağlılık yatmaktadır. Bu ise bizlere, evrim teorisine verilecek herhangi
bir desteğin, doğrudan materyalist felsefeyi desteklemek anlamına
geleceğini gösterir. Bir toplumda materyalist felsefenin yaygınlaşması
ise, kaçınılmaz olarak komünist ideolojiye zemin hazırlar. Bu bağlantı,
komünist ideolojinin Darwinizm’den beslendiğini açıkça ortaya
koymaktadır.
Evrim teorisine destek veren Müslümanların, bu gerçek
üzerinde de düşünmeleri gerekmektedir. 19. yüzyıldan bu yana her zaman
dinin en şiddetli düşmanları olan komünistlerle ortak bir görüşü, hem de
“komünizmin sözde bilimsel temeli” olan bir görüşü savunmak, elbette
bir Müslümanın içine düşmemesi gereken bir gaflettir. Komünizmin
gerçekte ölmediğini, bugün dünyanın pek çok ülkesinde örtülü bir şekilde
yeniden örgütlendiğini ve dünyayı tehdit etmek için uygun ortam
kolladığını düşünürsek, bu konunun önemi daha da açık ortaya çıkar.
(Ayrıntılı bilgi için Bkz. Komünizm Pusuda, Harun Yahya, 2001, Global
Yayıncılık)
DARWIN, TÜRK MİLLETİ’Nİ AŞAĞI IRK OLARAK GÖRMEKTEDİR
|
|
Darwin’in teorisini bizim açımızdan önemli hale getiren
bir diğer gerçek ise, bu teorinin Türk Milleti hakkında birtakım
iftiralar içermesidir.
Darwinizm’in Türk Milleti’ne olan düşmanlığı, 19. yüzyıl İngiliz emperyalizmiyle yakından ilişkilidir. O dönemde İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama planları yaparken siyasi manevraların yanı sıra “psikolojik savaş” yöntemlerine de başvurmuştu. Pek çok yorumcunun ortak kanaatiyle “İngiliz emperyalizminin sözde bilimsel sözcüsü” olan Darwin, bu psikolojik savaşta önemli bir rol üstlendi.
Darwinizm’in Türk Milleti’ne olan düşmanlığı, 19. yüzyıl İngiliz emperyalizmiyle yakından ilişkilidir. O dönemde İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama planları yaparken siyasi manevraların yanı sıra “psikolojik savaş” yöntemlerine de başvurmuştu. Pek çok yorumcunun ortak kanaatiyle “İngiliz emperyalizminin sözde bilimsel sözcüsü” olan Darwin, bu psikolojik savaşta önemli bir rol üstlendi.
Türk Milleti’ni kendince “aşağı bir ırk” olarak
gösterirken, aynı zamanda onu hedef haline getirdi. Darwin tarihe yön
vermiş, şanlı bir geçmişe sahip olan Müslüman Türk Milleti için şunları
söylüyordu:
Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin
ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve
sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki birkaç yüzyıl önce
Avrupa Türkler tarafından işgal edildiğinde Avrupa milletleri ne kadar
büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa’nın Türkler
tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak
bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına galip
gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda bu
tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine
edileceğini (yok edileceğini) görüyorum. Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888, New York D. Appleton and Company, s. 285-286
Elbette ki Darwin’in milletimiz hakkında sarf ettiği bu
küstahça sözlerinin kabulü mümkün değildir. Ne var ki bu çirkin
propagandanın etkisinde kalan milletler ya da kişiler milletimize karşı
saldırgan eylemlerde bulunmuşlardır. Bu durum geçmişte olduğu gibi
günümüzde de devam etmektedir. Bazı Batı ülkelerinde hakim olan Türk
düşmanlığının temelinde Darwin’in Türkleri sözde aşağı ırk olarak gören
görüşü yatmaktadır. Nitekim çok yakın tarihlerde dahi bunun pek çok
örneği yaşanmıştır.
Almanya’da neo-Nazilerin defalarca düzenledikleri hain
saldırılarda pek çok vatandaşımız yaşamını yitirmiş, birçoğu da
yaralanmıştır. Söz konusu neo-Nazi grupları, Darwin’in evrim teorisini
temel felsefeleri olarak görmekte ve Darwin’in Türkler hakkındaki
hezeyanlarını da kaynak olarak kullanmaktadırlar. Bu faşist örgütlerin
internet sitelerinde Darwin’in üstteki izahına sıkça rastlamak
mümkündür. Bu durumda söz konusu teoriye -üstelik bilim tarafından da
reddedildiği halde- bilimsel bir gerçek gözüyle bakmak, onun dinle
uyuşabileceğini düşünmek, Kuran’da bu yönde hiçbir delil olmadığı halde
Allah’ın evrimle yaratmış olabileceğini iddia etmek milletimize yapılmış
büyük bir kötülük olacaktır. Böyle bir anlayış yukarıda saydığımız
türde ırkçı saldırıların da hızla artmasına da bir yol olacaktır.
Ayrıca Darwinizm yalnızca ırkçı saldırılara
zemin hazırlamakla kalmamakta, her türlü bölücü, yıkıcı faaliyete de
imkan tanımaktadır. “Yaşamın bir kavga olduğu” yalanı, aynı ülkenin
insanlarının kardeşçe barış içinde yaşamak yerine kamplaşmalarını,
birbirlerine şiddet ve kaba kuvvet uygulamalarını, savaşmalarını,
ölmelerini ve öldürmelerini meşru hale getiren bir argüman olmuştur.
Darwinistler; burada kısaca dile getirdiğimiz bu nedenlerle ve ayrıca
tüm dünyadan yıllarca verdiğiniz zarar nedeniyle özür dilemek
zorundasınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder