Evrim teorisine göre bütün canlılar
birbirlerinden türemişlerdir. Önceden var olan bir canlı türü, zamanla
bir diğerine dönüşmüş ve bütün türler bu şekilde ortaya çıkmışlardır.
Teoriye göre bu dönüşüm yüzmilyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini
kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir.
Bu durumda, iddia edilen uzun dönüşüm süreci içinde sayısız ara türlerin oluşmuş ve yaşamış olmaları gerekir.
Ara-Geçiş Formları Çıkmazı
Bu iddiaya göre geçmişte, balık özelliklerini hala taşımalarına rağmen,
bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık-yarı
sürüngen canlılar yaşamış olmalıdır. Ya da sürüngen özelliklerini
taşırken, bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış sürüngen-kuşlar
ortaya çıkmış olmalıdır. Bunlar, bir geçiş sürecinde oldukları için de,
sakat, eksik, kusurlu canlılar olmalıdır. Evrimciler geçmişte yaşamış
olduklarına inandıkları bu hayali yaratıklara “ara-geçiş formu” adını
verirler. Darwin, Türlerin Kökeni’nde ara geçiş formlarını şöyle
açıklamıştır:
Eğer teorim doğruysa, türleri
birbirine bağlayan sayısız ara-geçiş çeşitleri mutlaka yaşamış
olmalıdır… Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil
kalıntıları arasında bulunabilir. C.Darwin, The Origin of Species: A
Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 179
Ancak bu satırları yazan Darwin, bu ara formların
fosillerinin bir türlü bulunamadığının farkındaydı. Bunun teorisi için
büyük bir açmaz oluşturduğunu da görüyordu. Bu yüzden, Türlerin Kökeni
kitabının “Teorinin Sorunları” (Difficulties on Theory) adlı bölümünde
şöyle yazmıştı:
Eğer gerçekten türler öbür
türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna
rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak
tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat
niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak
bulamıyoruz… Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla
dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya
çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en
büyük itiraz olacaktır. Charles Darwin, The Origin of Species, s. 172,
280
Darwin’in bu büyük açmaz karşısında öne sürdüğü tek
açıklama ise, o dönemdeki fosil kayıtlarının yetersiz olduğuydu. Fosil
kayıtları detaylı olarak incelendiğinde, kayıp ara formların mutlaka
bulunacağını iddia etmişti. Evrimciler Darwin’in bu kehanetine inanarak,
19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında hummalı fosil
araştırmaları yaparak bu ara geçiş formlarını aradılar. Oysa, büyük bir
hırsla aranan bu ara geçiş formlarına asla rastlanamadı.
Yapılan kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bütün
bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlıların yeryüzünde
birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını
gösterdi. Evrimciler, teorilerini kanıtlamaya çalışırlarken, onu kendi
elleriyle çökertmişlerdi. Ünlü İngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek
W. Ager, bir evrimci olmasına karşın bu gerçeği şöyle itiraf eder:
Sorunumuz şudur: Fosil
kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar
seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli
evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz. Derek
A. Ager, “The Nature of the Fossil Record”, Proceedings of the British
Geological Association, cilt 87, 1976, s. 133
Bir başka evrimci paleontolog Mark Czarnecki şu yorumu yapar:
Teoriyi (evrimi) ispatlamanın
önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur… Bu
kayıtlar hiçbir zaman için Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini
ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar.
Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan
yaratılışçı argümana destek sağlamıştır. Mark Czarnecki, “The Revival
of the Creationist Crusade”, MacLean’s, 19 Ocak 1981, s. 56.
YAŞAYAN FOSİLLER
Günümüzdeki örneklerinden hiçbir farkı olmayan milyonlarca yıllık
fosillerden birkaçı. Bu canlı kalıntıları, canlıların evrim sonucu
değil, kusursuz bir yaratılış sonucunda ortaya çıktıklarının ve asla bir
evrim geçirmediklerinin açık birer delilidir.
|
|
Milyonlarca yıllık yaban arısı fosili ile günümüzdeki yaban arılarının hiçbir farkı bulunmamaktadır.
|
|
|
Günümüz yusufçuğu ile 135 milyon yıllık fosili birbirinin aynısıdır.
|
|
|
|
Yanda görülmekte olan brittle star fosilinin yaşı 400
milyon yıldır ve üstte görülmekte olan günümüz brittle star ile
aralarında hiçbir değişiklik yoktur.
|
|
|
|
Yukarıda hiçbir değişikliğe uğramamış bir kaplumbağa ve 50 milyon yıllık bir kaplumbağa fosili görülmektedir.
|
|
|
|
195 milyon yıllık karides fosili ile günümüz karidesleri arasında hiçbir farklılık bulunmamaktadır.
|
|
|
|
100 milyon yıllık karınca fosili ile günümüzde yaşayan
bir karınca karşılaştırıldığında karıncaların da evrim geçirmedikleri
açıkça görülmektedir.
|
|
Fosil kayıtlarındaki bu boşluklar, yeterince fosil
bulunamadığı ve bir gün aranan fosillerin ele geçeceği gibi bir
avuntuyla da açıklanamaz. Amerikalı paleontolog R. Wesson da, 1991′de
yayınlanan Beyond Natural Selection adlı kitabında “fosil kayıtlarındaki
boşlukların gerçek ve olgusal” olduklarını şöyle açıklamaktadır:
|
|
40 milyon yıllık çekirgenin günümüzde yaşayan çekirgelerden hiçbir farkı yoktur. Yani hiçbir değişim geçirmemiştir.
|
|
|
|
90-94 milyon yıllık gecko fosili de canlıların hiçbir evrim geçirmediklerinin delillerinden biridir
|
|
|
|
90-94 milyon yıllık kurbağa fosilinden de anlaşıldığı gibi 90 yıl önce kurbağalar nasıllarsa günümüzde de aynı şekildedirler.
|
|
|
|
Denizlerin en tehlikeli canlılarından biri olan
köpekbalığı ve 400 milyon yıllık fosili bize köpekbalıklarının hiçbir
evrim süreci geçirmediğini açıkça göstermektedir.
|
Ne var ki, fosil kayıtlarındaki
boşluklar gerçektir. Herhangi bir (evrimsel) soyoluşumunu gösterecek
kayıtların yokluğu, son derece olgusaldır. Türler genellikle çok uzun
zaman dilimleri boyunca sabit kalırlar. Türler ve özellikle cinsler hiç
bir zaman yeni bir türe ya da cinse doğru evrim göstermezler. Bunun
yerine, bir tür ya da cinsin bir diğeriyle yer değiştirdiği gözlenir.
Değişim ise çoğunlukla anidir. R. Wesson, Beyond Natural Selection, MIT
Press, Cambridge, MA, 1991, p. 45.
Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışlarsa
bunların sayılarının ve çeşitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca
olması gerekir. Ve bu ucube canlıların kalıntılarına mutlaka fosil
kayıtlarında rastlanması gerekir. Çünkü bu ara geçiş formlarının
sayısının bugün bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla olması ve
dünyanın dört bir yanının fosilleşmiş ara geçiş formu kalıntılarıyla
dolu olması lazımdır.
Ancak tek bir tane bile yoktur ve ucube bir
teori olan evrimi savunanlar, yıllardır tek bir ara geçiş formu delili
gösteremedikleri halde körü körüne teoriyi savundukları için, tüm
insanlardan özür dilemelidirler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder