Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışlarsa
bunların sayılarının ve çeşitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca
olması gerekir. Ve bu ucube canlıların kalıntılarına mutlaka fosil
kayıtlarında rastlanması gerekir. Çünkü bu ara geçiş formlarının
sayısının bugün bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla olması ve
dünyanın dört bir yanının fosilleşmiş ara geçiş formu kalıntılarıyla
dolu olması lazımdır. Darwin, Türlerin Kökeni’nde bunu şöyle
açıklamıştır:
Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine bağlayan sayısız
ara-geçiş çeşitleri mutlaka yaşamış olmalıdır… Bunların yaşamış
olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir.
Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First
Edition, Harvard University Press, 1964, s. 179
Ancak bu satırları yazan Darwin, bu ara formların
fosillerinin bir türlü bulunamadığının farkındaydı. Bunun teorisi için
büyük bir açmaz oluşturduğunu da görüyordu. Bu yüzden, Türlerin Kökeni
kitabının “Teorinin Sorunları” (Difficulties on Theory) adlı bölümünde
şöyle yazmıştı:
Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle
türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün
doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli
yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün
sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz… Niçin her
jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi
derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim
teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır. Charles Darwin, The Origin of Species, s. 172, 280
Darwin’in bu büyük açmaz karşısında öne sürdüğü tek
açıklama ise, o dönemdeki fosil kayıtlarının yetersiz olduğuydu. Fosil
kayıtları detaylı olarak incelendiğinde, kayıp ara formların mutlaka
bulunacağını iddia etmişti. Evrimciler Darwin’in bu kehanetine inanarak,
19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında hummalı fosil
araştırmaları yaparak bu ara geçiş formlarını aradılar. Oysa, büyük bir
hırsla aranan bu ara geçiş formlarına asla rastlanamadı. Yapılan
kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin
beklediklerinin aksine, canlıların yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve
kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını gösterdi. Evrimciler,
teorilerini kanıtlamaya çalışırlarken, onu kendi elleriyle
çökertmişlerdi.Ünlü İngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager,
bir evrimci olmasına karşın bu gerçeği şöyle itiraf eder:
Sorunumuz şudur: Fosil
kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar
seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli
evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz. Derek
A. Ager, “The Nature of the Fossil Record”, Proceedings of the British
Geological Association, cilt 87, 1976, s. 133
Canlılık Yeryüzünde Birdenbire ve Gelişmiş Formlarda Belirmiştir
Yeryüzü tabakaları ve fosil kayıtları incelendiğinde,
yeryüzündeki canlı hayatının birdenbire ortaya çıktığı görülür. Kompleks
canlı yaratıkların fosillerine rastlanılan en derin yeryüzü tabakası,
520-530 milyon yıl yaşında olduğu hesaplanan “Kambriyen”
tabakadır.Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller, salyangozlar,
trilobitler, süngerler, solucanlar, denizanaları, deniz yıldızları,
yüzücü kabuklular, deniz zambakları gibi kompleks omurgasız türlerine
aittir.
İlginç olan, birbirinden çok farklı olan bu türlerin
hepsinin bir anda ve hiçbir ataları olmaksızın ortaya çıkmalarıdır. Bu
yüzden jeolojik literatürde bu mucizevi olay, “Kambriyen Patlaması”
olarak anılır.Bu tabakadaki canlıların çoğunda, modern örneklerinden
hiçbir farkı olmayan, göz, solungaç, kan dolaşımı gibi kompleks
sistemler, ileri fizyolojik yapılar bulunur. Örneğin trilobitlerin çift
mercekli petek göz yapısı, bir tasarım harikasıdır. Harvard, Rochester
ve Chicago Üniversiteleri’nden Jeoloji Profesörü David Raup;
“Trilobitlerin gözü, ancak günümüzün iyi eğitim görmüş ve son derece
yetenekli bir optik mühendisi tarafından geliştirilebilecek bir tasarıma
sahipti” demektedir. -David Raup, “Conflicts Between Darwin and Paleontology”, Bulletin, Field Museum of Natural History, Cilt 50, Ocak 1979, s. 24
Bu kompleks omurgasızlar, kendilerinden önce
yeryüzündeki yegane canlılar olan tek hücreli organizmalarla aralarında
hiçbir bağlantı ya da geçiş formu bulunmadan birdenbire ve eksiksiz bir
biçimde ortaya çıkmışlardır. Evrim literatürünün popüler yayınlarından
Earth Sciences dergisinin editörü Richard Monestarsky, evrimcileri
şaşırtan bu Kambriyen Patlaması hakkında şu bilgileri vermektedir:
Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hayvan
formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu an, Kambriyen Devrin tam başına
rastlar ki denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla dolması bu
evrimsel patlamayla başlamıştır. Günümüzde dünyanın her yanına yayılmış
olan omurgasız takımları erken Kambriyen Devir’de zaten vardırlar ve
yine bugün olduğu gibi birbirlerinden çok farklıdırlar. -Richard Monestarsky, “Mysteries of the Orient”, Discover, Nisan 1993, s. 40
Dünyanın nasıl olup da böyle birdenbire birbirlerinden
çok farklı omurgasız türleriyle dolup taştığı, hiçbir ortak ataya sahip
olmayan ayrı türlerdeki canlıların nasıl ortaya çıktığı, evrimcilerin
asla cevaplayamadıkları bir sorudur. Evrimci düşüncenin dünya çapındaki
en önde gelen savunucularından İngiliz biyolog Richard Dawkins,
savunduğu tezleri temelinden geçersiz kılan bu gerçek hakkında şunları
söylemektedir:
…Kambriyen katmanları, başlıca omurgasız gruplarını
bulduğumuz en eski katmanlardır. Bunlar, ilk olarak ortaya çıktıkları
halleriyle, oldukça evrimleşmiş bir şekildeler. Sanki hiçbir evrim
tarihine sahip olmadan, o halde, orada meydana gelmiş gibiler. Tabii ki,
bu ani ortaya çıkış, yaratılışçıları oldukça memnun etmektedir. Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, London: W. W. Norton 1986, s. 229.
Dawkins’in de kabul ettiği gibi, Kambriyen patlaması
yaratılışın açık bir delilidir. Çünkü canlıların hiçbir evrimsel ataları
olmadan aniden ortaya çıkmalarının tek açıklaması yaratılıştır.
Evrimci biyolog Douglas Futuyma da, “canlılar dünya
üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmışlardır
ya da kendilerinden önce var olan bazı canlı türlerinden evrimleşerek
meydana gelmişlerdir. Eğer eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya
çıkmışlarsa, o halde üstün bir akıl tarafından yaratılmış olmaları
gerekir” diyerek bu gerçeği kabul eder. Douglas J. Futuyma, Science on Trial, New York: Pantheon Books, 1983. s. 197.
Nitekim Darwin de, “eğer aynı sınıfa ait çok sayıdaki
tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa, bu doğal
seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisine öldürücü bir darbe
olurdu” diye yazmıştır. Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 302
Kambriyen Devri ise, tam olarak Darwin’in “öldürücü
darbe” olarak tarif ettiği tabloyu ispatlamaktadır. Bu yüzden İsveçli
evrimci Stefan Bengston, Kambriyen Devri’nden söz ederken ara formların
yokluğunu itiraf etmekte ve “Darwin’i şaşırtan ve utandıran bu olay bizi
de hala şaşırtmaktadır” demektedir. Stefan Bengston, Nature, Vol. 345, 1990, s. 765.
Görüldüğü gibi fosil kayıtları, canlıların, evrimin
iddia ettiği gibi ilkelden gelişmişe doğru bir süreç izlediklerini
değil, bir anda ve en mükemmel halde ortaya çıktıklarını göstermektedir.
Kısacası canlılar evrimle oluşmamış, yaratılmışlardır.
530 milyon yıl öncenin utancını ve şaşkınlığını çok
az da olsa içinizde taşıyorsanız -ki yıllar geçip,bilim ilerledikçe daha
da artacak-artık özür dilemelisiniz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder